Paylaşmayı Öğretmek
- calpay
- 15 Ağu 2023
- 2 dakikada okunur

Bodrum’da yaz artık kendini iyice hissettirmeye başladı. Haziran ayı, ilk haftalarda tatlı serinliklerin olduğu bahar ayları gibiydi ama ayın yirmisi geldiğinde havalar aniden ısınıverdi. Dolayısıyla biz de plajlarda daha fazla vakit geçirmeye başladık. Oğlum Efe zaten sürekli açık havada olmak ve dışarıda oynamak isteyen bir çocuk olduğu için plajlar bizim için birinci tercih oldu.
Efe denizde olmayı, yüzmeyi seven bir bebekti. Geçen yıl Kasım ayı ortalarına kadar da bizimle denize girdi ve simitle yüzdü. Bu sene yürümeye başladıktan sonraysa Efe’nin denizle ilişkisi değişmeye başladı. Kumla ve suyla oynamayı keşfetti. Şimdi tek yapmak istediği suyun içinde yürüyüp denizden taş toplamak, o taşları tekrar denize atmak ya da kovayla su taşıyıp kumları ıslatmak. Sahilde dolaşıp arkasından çektiği el arabasına taş, kum, oyuncak ne varsa dolduruyor ve götürüp bir yerde deviriyor.
Biz bu sene artık Efe’yi kollukla yüzmeye alıştırıp ufak ufak yüzme öğretmeyi hayal ederken, denize sokmakta bile zorlanmaya başladık. Beline kadar suda saatlerce dolaşmak iyi ancak beraber denize girip biraz derinlere gidince başlıyor “çık” demeye. Aklı sahilde, kumda, taşlarda, oyuncaklarda. Onu tekrar nasıl yüzmeye alıştıracağız bilmiyorum. Bu arada iskele gibi bir yere çıktığında da direkt olarak gidip denize atlamaya çalışıyor, zor tutuyoruz. Sanıyorum bir gün şartlar uygun olursa denize atlamasına izin vereceğim, belki o zaman yüzme konusunda ilerleme kaydederiz. Hani bazı insanlardan dinlediğimiz, çok da gerçekçi olmayan, anılar vardır ya; “Küçükken babam beni iskeleden denize attı, yüzmeyi öyle öğrendim”, onun gibi…
Bu arada kumsalda oynamanın bir de diğer çocuklarla oyuncak paylaşımı kısmı var. Genelde yakın yaşlardaki çocukların hemen hepsinde benzer kova, kürek takımı ve diğer kum oyuncakları olmasına rağmen her zaman diğer çocukların elindekiler daha değerli oluyor. Bu da bizim için yeni ve önemli bir sınav; Çocuğuna paylaşmayı öğretmek. Efe’nin, pandemi bebeği olmasına rağmen, sosyal bir çocuk olduğundan daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Sosyal becerileri her geçen gün biraz daha artıyor. Bunda annesinin onu her fırsatta oyun atölyelerine götürmesinin çok büyük etkisi var. Ayrıca biz her şeyi mümkün olduğunca onunla birlikte yapmaya çalışıyoruz. Farkında olmadan bazı şeyleri bizden öğrenmiş bile. Oynadığı oyuncak elinden alınırsa alan çocuğa diğer oyuncakları da tek tek götürüp veriyor. Sonuçta karşısındaki çocuk da ona aynı şekilde karşılık vererek oyuncak getirip vermeye başlıyor. Bir süre sonra da herkes bir önceki oynadığı oyuncağa dönüyor.
Çocuklar en fazla etraftı gözlemleyerek öğreniyor. Çevreden, özellikle de ebeveynlerden gördüklerini taklit ediyor. Dolayısıyla siz her ne yapıyorsanız çocuğunuz da çoğunlukla aynı şeyleri yapıyor. Kendinizin yapmadığı bir şeyi çocuğunuza öğretmeniz çok zor. Ya da tam tersi, sizin alışkanlık haline getirdiğiniz bir davranışı çocuğunuzun yapmamasını istemek genellikle başarılı olmuyor. Kitap okumayan ebeveynlerin çocukları kitap okumayı sevmiyor, etrafıyla gergin ilişkiler içerisinde olup kavga eden ebeveynlerin çocukları kavgacı oluyor, sürekli televizyon, tablet ya da telefonla ilgilenen ebeveynlerin çocukları televizyonun önünden kalkmıyor, tablet, telefon ellerinden düşmüyor. En önemlisi çevreyi kirleten, doğaya zarar veren ebeveynlerin çocukları da aynı şekilde davranarak bu kısır döngüye katılıyor.
Aslında, benim de hep savunduğum gibi, bebekler saf bilgelikle dünyaya gelir. Bizler davranışlarımızla onları kendimize ve çevremizdeki topluluğa benzeterek bir nevi deforme ederiz. Sonra bazılarımız, ileri yaşlarımızda, durumu fark edip kişisel gelişim, yaşam koçluğu gibi eğitimler alarak orijinal halimize dönmeye çalışırız. Çocuklarımıza doğru örnek olarak dünyayı, doğal yaşamı ve toplumsal hayatı güzelleştirmek bizim elimizde.




Yorumlar